2. DÜNYA SAVAŞI SONRASI ABD İLE AVRUPA ARASINDA KURULAN SİYASİ VE EKONOMİK PARADİGMA ÇÖZÜLÜYOR. AVRUPA BİR GÜVENLİK KRİZİYLE KARŞI KARŞIYA. ÖZELLİKLE İNSANSIZ PLATFORMLAR ÜZERİNDE YETKİNLEŞEN TÜRKİYE, BATILI ÜLKELERLE ARASINDAKİ FARKI AŞARAK ÖNEMLİ BİR REKABET AVANTAJI KAZANMIŞ DURUMDA. BU TEKNOLOJİLER, GELECEĞİN SAVAŞLARININ BELİRLEYİCİSİ OLACAK UNSURLAR ARASINDA YER ALIRKEN, TÜRKİYE EDİNDİĞİ KNOW-HOW GÜCÜ İLE AVRUPA’NIN GÜVENLİK STRATEJİLERİNDE DE ÖNEMLİ BİR YER EDİNDİ.
SERNUR YASSIKAYA
ABD Başkanı Donald Trump’ın “Önce Amerika” politikası, 2. Dünya Savaşı’nın ardından yine Washington tarafından kurulan geleneksel Amerikan güvenlik mimarisini, ittifak yapısını ve kurulu ekonomik düzeni derinden test eden hatta sarsan bir sürece işaret ediyor. Trump yönetiminin Kanada ve Meksika gibi Kuzey Amerika’daki iki komşusuna ticaret politikaları üzerinden yaşadığı gerilim ve baskı, Atlantik’in doğu yakasındaki 80 yıllık müttefikleri ile de güvenlik ve savunma politikaları üzerinden hissediliyor. ABD Başkan Yardımcısı JD Vance’in Şubat ayında katıldığı Münih Güvenlik Konferansı’nda Avrupalı ülkelere adeta “demokrasi dersi” vermesi, “Avrupa’ya tehdidin dışarıdan değil içeriden geldiğini” belirtmesi, “Washington ile Brüksel arasında paylaşılan değerler arasında uzaklaşma olduğu” ve “Avrupa’nın artık ABD’nin güvenlik şemsiyesine bel bağlamaması gerektiğine” yönelik açıklamaları Atlantik İttifakı’nda büyük çatlak ve güven bunalımı oluşturdu. ABD Başkanı Donald Trump’ın 20 Şubat’ta Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin ile 1,5 saatlik telefon görüşmesi öncesi Avrupalı müttefiklerini bilgilendirmemesi ve 28 Şubat günü Ukrayna Devlet Başkanı Volodimir Zelenski’yi Beyaz Saray’da adeta azarlayarak kovması, şok etkisini katladı. Yaşanan gelişmeler Donald Trump’ın ABD Başkanı olarak iktidara gelmesinin ardından Avrupa’nın güvenliği, artık Washington’ın teminatı altında görülmemeye başlıyor ve Avrupa’nın savunma politikaları büyük bir belirsizlikle karşı karşıya bırakılıyor.
GÜVENLİK ŞEMSİYESİ KALKTI
80 yıl boyunca ABD’nin güvenlik şemsiyesi altında huzurlu bir refah modeli inşa eden Avrupa, Trump’ın politikaları ile büyük bir güvenlik boşluğu ve savunma krizine sürüklenmiş durumda. Bu durum, Avrupa’nın uzun yıllar boyunca stratejik tercihlerinin dayandığı güvenlik paradigmalarını sarsmış ve yeni stratejik arayışlara yönelmesine neden oldu. Avrupa, 2. Dünya Savaşı sonrası Washington ile kurulan konsensüsün oluşturduğu paradigmada kalıcı bir değişimin eşiğinde olduğu tespitini yaparken, alternatif arayışlara da başladı. Şubat ayında Washington ve Avrupa başkentleri arasında yaşanan güven bunalımının ardından Fransa Cumhurbaşkanı Emmanuel Macron ve İngiltere Başbakanı Keir Starmer’in birlikte attıkları adımlarla başta Avrupa Birliği üyesi ülkeler olmak üzere Avrupa’nın güvenlik mimarisinde etkili olabilecek ülkelerin katılımıyla üst üste liderler, savunma bakanları ve genelkurmay başkanları seviyesinde toplantılar düzenlendi.
GELECEK NESİL GÜVENLİK ZORLUKLARI
Trump’ın NATO ve Avrupa’ya yönelik sert açıklamaları, Avrupa’nın güvenlik ve savunma alanındaki bağımsızlık ihtiyaçlarını daha görünür hale getirdi. ABD’nin Avrupalı müttefiklerine yönelik güvenlik taahhütlerini sorgulaması, Avrupa’nın jeopolitik ve güvenlik stratejilerini yeniden gözden geçirmeye zorluyor. Avrupa, ABD’nin güvenlik şemsiyesi altındaki yıllara dayanan konforlu pozisyonundan çıkmak zorunda kalan Atlantik İttifakı’nın doğu yakası güvenlik yapılanmasında zorunlu ve acil bir değişimin eşiğinde. Bu eşikte, Avrupa’nın savunma bütçelerini artırma, savunma sanayini geliştirme, dış ilişkilerde daha bağımsız bir yol izleme ve tarihsel ilişkiye sahip olduğu bölgesel güçlerle ilişkileri geliştirme mecburiyetini hissettiği bir döneme adım atılıyor.
Bir yandan, Avrupa ülkeleri savunma sanayilerine daha fazla yatırım yaparak, kendi askeri kapasitelerini artırmaya yönelik tartışmalar hız kazanıyor ancak 80 yıllık yoğun Amerika güvenlik şemsiyesine bağımlılık süreci sonucu Avrupa’nın savunma sanayiindeki güçlü oyuncularla rekabet edebilme gücü hala sınırlıdır. Avrupa, savunma sanayisinde ABD, Rusya ve Çin gibi büyük güçlerin gerisinde kalırken bu durum, Avrupa’nın küresel savunma piyasasında etkili bir aktör olma hedefine ulaşmasını zorlaştırmaktadır. Bununla birlikte, Avrupa’nın, kendi askeri gücünü ve bağımsızlığını artırma çabaları, küresel düzeydeki diğer önemli askeri güçlerle iş birliği yapma gerekliliğini de ortaya çıkarmaktadır. Bu atılan adımların yolu ise Türkiye’ye çıkıyor.
TÜRKİYE’NİN SAVUNMA’DA KNOW-HOW GÜCÜ
Bu bağlamda, Türkiye’nin Avrupa’nın önümüzdeki dönemde jeopolitik bir güç merkezi olarak kalmasında rolü büyük önem kazanmaktadır. Soğuk Savaş döneminde Türkiye asker sayısıyla NATO ve Batı İttifakı’nın güvenlik ihtiyaçlarına cevap verebilecek bir ülke olarak değerlendiriliyordu. Washington’daki karar vericiler o dönem Türkiye için “En önemli çıktısı ordusu” ifadelerini kullanmaktan geri durmuyordu. Ancak Türkiye, son 20 yılda geliştirdiği savunma sanayi ve askeri kapasite ile hem NATO ittifakı içerisinde hem de bölgesel ve küresel ölçekte önemli bir paradigma değişimine imza atarak sadece asker sayısı ile değil oluşturduğu savunma sanayii ekosistemi ile dünyanın sayılı ülkeleri arasına girmeyi başardı. Türk savunma sanayi, özellikle insansız hava araçları (İHA) teknolojisi alanında büyük bir ilerleme kaydetti. Türkiye günümüzde MİLGEM projesi ile son teknolojiyle donatılmış kendi savaş gemilerini üreten birkaç ülkeden biri olurken, beşinci nesil savaş uçağı KAAN ile havacılık alanında önemli bir atılımı da gerçekleştiriyor.
ASELSAN, TUSAŞ ve BAYKAR gibi uluslararası çapta rekabetçi savunma şirketlerinin birer ulusal güç unsuru olarak çıkması özellikle gelecek savaş alanlarının belirleyicisi olacağı değerlendirilen otonom teknolojiler ve insansız hava araçları üretme konusundaki başarıları, Türkiye’yi askeri anlamda da küresel düzeyde en aktif, donanımlı ve tecrübeli ordulardan birine dönüştürdü. Rakamlar da Türkiye’nin savunma sanayii alanındaki başarısını göstermekte. 2024 yılı içerisinde Türk savunma sanayii geçen yıla oranla yüzde 23’lük artışla 7,1 milyar dolarlık ihracat gerçekleştirirken 180 farklı ülkeye ürün ihraç etti. Yine Stockholm Barış Araştırmaları Enstitüsünün (SIPRI) hazırladığı 2024 raporunda Dünya’nın en büyük 100 savunma sanayii şirketi arasında üç Türk şirketi TUSAŞ, BAYKAR ve ASELSAN yer aldı. Açık ki özellikle insansız platformlar üzerinde yetkinleşen Türkiye, Batılı ülkelerle ile arasındaki farkı aşarak önemli bir rekabet avantajı kazanmış durumda. Bu teknolojiler, geleceğin savaşlarının belirleyicisi olacak unsurlar arasında yer alırken, Türkiye edindiği know-how gücü ile Avrupa’nın güvenlik stratejilerinde de önemli bir yer edindi.
Devamı Z Raporu Dergisi Nisan 2025 sayısında…