Eksen kayması mı, denge gücü mü?

Eylül ayı içerisinde bir uluslararası haber ajansına düşen, Türkiye’nin BRICS’e  resmen üyelik başvurusunda bulunduğuna dair haber, ardından benzer açıklamanın Rusya’dan gelmesi geleneksel tartışmamız haline gelen “eksen kayması”nı yeniden gündeme getirdi. Bu tartışma biraz da jeopolitik konulara ne kadar düz bakıldığını da ortaya koyuyor. Oysaki Türkiye uzun bir süredir bulunduğu zor ama bir o kadar da fırsatlarla dolu coğrafyanın avantajlarını yakalama gayretinde. Uzun bir süredir küresel ekonominin ağırlığının Batı’dan Asya-Pasifik’e kaydığı herkesin kabul ettiği bir gerçek. Türkiye de bu değişime göre pozisyon almayı hedefliyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan “Türkiye olarak yüzümüz elbette Batı’ya dönüktür, ancak bu Doğu’ya sırtımızı döneceğimiz anlamına kesinlikle gelmez” diyerek BRICS konusundaki eksen tartışmalarına en net yanıtı vermiş oldu. Diğer yandan TBMM Başkanı Numan Kurtulmuş Rusya Parlamentosu’nda yaptığı konuşmada “Türkiye’nin BRICS’e üyeliği, mevcut üyeliklerine bir alternatif değil, tam tersine Türkiye’nin dış politikadaki gücünü artıracak yeni bir argüman olarak telakki edilmektedir” açıklaması da NATO üyeliği ve AB’ye adaylığı üzerinden yapılan eleştirilere de yanıt oldu. BRICS’in kuruluş amacı, gelişmekte olan ülkeler olarak uluslararası sorunlarda daha fazla söz sahibi olmak ve temsil güçlerini artırmaktı. Özetle daha adil bir dünya isteği bu yapının kuruluşundaki temel motivasyondu. Gelişmiş ülkelerin gerek uluslararası krizlerin çözümünde gerekse küresel ekonomik sistemin reforme edilmesi konusundaki isteksizliği ve statükocu tavırları da BRICS ve benzer yapıların kurulması ihtiyacını doğurdu. Dünya nüfusunun yüzde 45’ine sahip olan BRICS bugün küresel ekonomiden aldığı payı yüzde 32,1’e yükselterek G7 ülkelerini de ardında bıraktı. BRICS üyeleri dünya ham petrolünün de yüzde 44’ünü üretiyor. 2014’te kalkınma projelerine destek vermek için Yeni Kalkınma Bankası kuran grup ticari ilişkilerini giderek artırıyor. Türkiye’nin üyeliğiyle ilgili henüz resmi bir açıklama gelmese de sürecin devam ettiği yönünde açıklamalar geliyor. Gözler şimdi 23-24 Ekim’de Kazan’da gerçekleşecek BRICS Zirvesi’ne çevrilmiş durumda. Z Raporu olarak Ekim sayımızda BRICS oluşumunun ortaya çıkışı ve gelecek perspektifini analiz eden kapsamlı bir çalışma hazırladık ve kapağımıza taşıdık.

Ekim sayımızda işlediğimiz bir diğer önemli dosya konumuz da Lübnan’da Hizbullah’ın çağrı cihazlarında yaşanan eş zamanlı patlamalar oldu. Tüm dünyada internete bağlı cihazların patlatılma tehlikesi tartışılmaya başladı. Teknik olarak bunun ne kadar mümkün olup olmadığını da ayrıntılı hazırladığımız dosyamızda okuyabilirsiniz.

Eylül ayında Fed ilk faiz indirimine 50 baz puanla oldukça güçlü başladı. Fed’in faiz indirim döngüsüne bu kadar güçlü başlaması bir anda resesyon endişelerinin de artmasına neden oldu. Diğer yandan Çin Merkez Bankası da bu ay içerisinde yüzde 5’lik büyüme hedefine ulaşabilmek için oldukça kapsamlı bir teşvik paketi açıkladı ve güçlü faiz indirimlerinin süreceğinin mesajın verdi. Tüm bunlar resesyon olmasa da küresel ekonomide yavaşlamanın sinyalleri mi? sorusunun sorulmasına neden oldu. Beraberinde faizleri indiren merkez bankaları için enflasyon tehlikesi geride mi kaldı sorusu da sorulmaya başlandı. Aynı sorular bizde de soruluyor. Zira sıkı para politikasının reel sektör üzerindeki etkileri belirginleşmeye başladı. Temel endişe ise bu politikanın reel sektörde kalıcı hasara yol açıp açmayacağı? Kasım ayına ilişkin faiz indirim beklentileri güçlü ancak Merkez Bankası enflasyon risklerinin hala canlı olduğuna işaret ediyor. O nedenle de gözler Kasım ayına çevrilmiş durumda. Peki dünyada resesyon riski ne kadar güçlü? Bu soruyu ekonomistlere sorduk ayrıntılarını dosyamızda okuyabilirsiniz.

ABD seçimlerinin gerçekleşeceği Kasım ayı dünya açısından da kritik. Adayların ekonomi politikalarını ve seçildikleri takdirde dünyayı ekonomik açıdan nelerin beklediğini de ortaya koyan ayrıntılı bir dosya hazırladık. Bunun yanında doların rezerv para hâkimiyeti de Z Raporu’nda ele aldığımız bir diğer konu başlığımız oldu. Yazarlarımızın da yine birbirinden kıymetli yazılarıyla dopdolu Ekim sayımızı keyifle okumanız dileğiyle…

Dikkat çekenler...