Enflasyonun kök nedeni nedir, kalıcı mücadele nasıl olmalı?

Pandemiyle birlikte dünya genelinde tedarik zincirlerinde yaşanan kırılma, tüm dünyaya unuttukları enflasyonu hatırlattı. Enflasyonla mücadele edebilmek için majör merkez bankaları başta olmak üzere pek çok merkez bankası sıkı para politikası uygulamaya başladı. Ve o kritik tartışma tam da bu dönemde başladı. Karşı karşıya olduğumuz enflasyon arz yönlü mü yoksa talep yönlü mü? Bu kritik sorunun yanıtı aynı zamanda enflasyonla mücadele açısından da hayati öneme sahip, neden doğru tespit edilirse çözüm de doğru olur. Eğer enflasyonun nedeni tedarik zincirlerindeki kırılmaysa yani arz yönlüyse, talebi kısıcı yöntemler işe yarar mı?

Enflasyon temel olarak arz-talep dengesizliğinden ortaya çıkar. Arz talebi karşılamazsa ya da talep arzın üzerine çıkarsa enflasyon denilen sorun ortaya çıkmaya başlıyor. Ancak dünya genelinde en fazla kabul gören enflasyonla mücadele yöntemi, talebi kısarak enflasyonu düşürmeyi hedefleyen sıkı para politikası. Sıkı para politikası talebi soğutarak yani talebi arz seviyesine ya da altına çekerek enflasyonu düşürmeyi hedefler. Bu yöntem ilk etapta etkisini pozitif yönde gösterir, talep soğuduğu için fiyatlardaki artış hızı yavaşlar, enflasyon geriler. Fakat enflasyonun kronik sorun haline geldiği ülkelerde bu yöntem ilk etapta işe yarasa da uzun vadede etkisi sınırlı kalabilir. Para politikasındaki gevşeme sonrasında yine enflasyon yükselmeye başlar.

Eğer enflasyondaki temel sorun arz yönlü ise arzı artırmadan fiyatları kalıcı olarak kontrol altına almak daha zor hale gelebilir. En temel ihtiyaç kalemleri olan gıda ve konuttan örnek vermek gerekirse; konut arzı, talebi karşılayamazsa, faizleri ister 2 katına, ister 3 katına çıkarılsın fiyatların aşağı çekilmesi imkansızdır. Gıdada benzer bir tablo var, eğer iç talebi karşılayamayan gıda üretimi gerçekleştirilmezse faiz artırımının burada da bir etkisi olmaz. Hatta yüksek faizler arzın da düşmesine neden olup, ters etkiye yol açabilir.

Türkiye’de de uzun yıllardır tartışılan en önemli konulardan biri enflasyonla kalıcı mücadelenin nasıl olacağı. İbn Haldun Üniversitesi Türkiye’deki enflasyonun kökeniyle ilgili önemli bir çalışma ortaya koydu. 1999 yılından bu yana Türkiye’deki enflasyonu çeyreksel bazda ve sektörel olarak inceleyen çalışmada enflasyonun nedeninin çoğunlukla arz yönlü olduğu ortaya çıktı. Çalışmayı yürüten İbn Haldun Üniversitesi İnsan ve Toplum Bilimleri Fakültesi Dekanı Prof. Dr. Muhittin Kaplan, arz yönlü enflasyonlarda daraltıcı politikaların etkilerinin kısa süreli olduğunu, hatta enflasyonu tetikleyebileceğine dikkat çekiyor. Türkiye’de enflasyonla kalıcı mücadelenin ancak arzı artırmakla yani üretimle mümkün olabileceğini belirtiyor. İktisat literatürüne de önemli katkı sağlaması beklenen bu değerli çalışmayı bu ay kapağımıza taşıdık.

İş dünyası enflasyonla mücadele adına 1,5 yılı aşan bir süredir uygulanan sıkı para politikasını destekliyor, ancak üretim üzerindeki etkilerinden tedirgin ve TCMB’nin yaptığı indirimlerin kredi maliyetlerine aynı şekilde yansımamasından şikayetçi. TOBB Başkanı Rifat Hisarcıklıoğlu ve TİM Başkanı Mustafa Gültepe, sıkı para politikasının üretime verdiği etkiyi Z Raporu’na değerlendirdi.

Biz içeride enflasyonla mücadele sürecine odaklanmışken dışarıda Trump’ın neden olduğu belirsizlik sürüyor. Trump, dergimiz baskıya gitmeden bazı ülkelere muafiyet gelebileceğini açıkladı. Siz bu satırları okurken muhtemelen de bu ülkelerin kimler olduğu belli olmuş olacak. Bunun yanında Trump’ın Rusya ile yakınlaşması, Avrupa ile özellikle de güvenlik konusunda ayrışmaya yönelik açıklamaları Avrupa’nın güvenlik stratejisini yeniden planlamasına neden oluyor. Burada da Türkiye önemli bir ortak olarak öne çıkıyor. Avrupa’nın yeni güvenlik stratejisi ve ABD’nin bu süreçte elini zora sokan borç sarmalına dair son gelişmeleri Z Raporu’nda ele aldık. Diğer yandan istihdam ve tüketim alışkanlıklarına yenilikler de bu ay Z Raporu’nda okuyabileceğiniz önemli dosyalarımız arasında.

Keyifli okumalar…

Dikkat çekenler...