Mayıs ayı bence dünyanın en kritik görüşmelerine, toplantılarına, diplomatik hareketliliğine sahne oldu. Birçoğumuz, geçmişe ve bugüne bakarız. Ancak yarına bakıp, bugünkü eğilimler üzerinden yarın için bir perspektif geliştirmekten kaçınırız. Çünkü bu bizi yorar, zorlar, riske atar. Oysa gerçekler hep oralarda gizlidir.
Sadece Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Mayıs ayı görüşmelerini izleyenler bile, nasıl bir dünyanın şekillenmekte olduğunu, bu merkez arayışın zamanla çevre üzerinde, ülkeler üzerinde, gündelik hayat üzerinde ne tür etkileri olacağını tahmin edebilir.
Artık devletlerin, rejimlerin, ideolojilerin, kurumsal yapıların, yerleşik sistemin yönettiği bir dünya yok. Artık ulusüstü yapıların, ortaklıkların, çokuluslu sözleşmelerin yönettiği, belirlediği, sınırladığı bir dünya da olmayacak gibi.
Soğuk Savaş’ın bitmesinden bu yana bütün denemeleri başarısız olan tek merkezli dünya sistemi arayışı da bitti. Çok kutuplu, çok çevreli, çok merkezli bir dünyada, ana merkez, iktidar alanı kim, neresi olacak? Mesele budur.
Geleneksel merkez politikaları hızla değişiyor, çevre ortaklıklar etkisini kaybediyor. Dar bir alanda, yeni kurucu aktörler öne çıkıyor. Bu aktörler, merkez ülkeler arasındaki ilişkiler, hiçbir şekilde demokrasi ve özgürlük gibi değerler üzerinden yürümüyor, yürümeyecek.
Demokrasi ve özgürlük çoktan rafa kaldırıldı. Son derece sert bir uluslararası iklim öne çıkıyor. Devletlerden çok liderlerin öne çıktığı bu dünyada, güvenlik, ulusal bütünlük, ekonomik mücadele temel belirleyici olacak. Kaynaklar ve güvenlik üzerinden müthiş bir güç hareketliliği başlayacak, başladı da.
‘Erdoğan, Putin, Trump dönemi’ ya da modeli ifadesi hiç de yadırganacak bir ifade olmaz. Gerçekten de karizmatik liderlerin hızla öne çıktığı, dünya sistemini şekillendirdiği bir çağdayız artık. Erdoğan ve Putin, kendi ülkelerindeki iç mücadeleyi kazandı, sistemik dönüşümü sağladı ve dışarıda oyun kurmaya başladı. Trump, o sistemik mücadelenin henüz başında ama kuvvetle muhtemel o da bu işten zaferle çıkacak.
Çok yakında başka ülkeler de kendi liderlerini, güçlü isimlerini öne çıkarmayı deneyecek. ‘Kurucu merkez’ dediğim o dar alanda, güçlü birkaç ülke, dünyayı yeniden şekillendiriyor. Türkiye de bu masada yerini almak için büyük mücadele veriyor.
Yeni eğilim bu. Yakın gelecekte daha güçlü dalgalar halinde hissedeceğimiz şey bu. Liderlerin çağına girdik. Devletler, sistemler yerine güçlü liderlerin tarih yapacağı bir döneme girdik.
Çok sert bir uluslararası iklime girdik. Çok şeyin değişeceği, güç haritalarının alabora olacağı, birçok ülkenin yıldızlaşacağı, birçok merkez gücün zayıflayacağı ve bütün bunların çok h
Erdoğan, Putin, Trump modeli yeni bir dünya şekillendiriyor
