ABD ile Çin arasındaki ticaret savaşı yayılarak ve dozu artarak devam ediyor. Dünyanın üretim üssü olan Çin, ucuza üretmeye devam ediyor ancak bir farkla daha kaliteli üreterek. Hatta öyle ki Çin, artık ABD ve AB kalitesine yetişti. Ne gelişmiş ülkeler ne de gelişmekte olan ülkeler Çin ile rekabette zorlanıyor ve Çin’e daha fazla bağımlı hale geliyor. Bu durum batılı ülkelerde büyük bir endişeye neden olmuş durumda. Endişenin en büyük nedeni ise Çin’in ekonomik olarak bu derece güçlenmesinin arkasından jeopolitik riskleri de getirme riski. Zira, ekonomik olarak güçlenmesi siyasi ve askeri olarak da güçlenmesini beraberinde getirmesi öngörülüyor. Batıyı asıl endişelendiren de işte tam da bu. Yarı iletken, mikro teknolojiler ve yapay zeka gibi alanlarda Çin durdurulamazsa, batılı ülkeler küresel güç özelliğini Çin’e kaptırma riski ile karşı karşıya. Son dönemde Çin, elektrikli otomobillerde büyük bir atağa geçti ve dünya lideri oldu. ABD ve Avrupa’nın kalitesinde elektrikli otomobil üretip onların üçte biri fiyatına satıyor. Elektrikli otomobil teknolojisinde Çin’in, Avrupa ve ABD’nin gerisinden gelip onları geçmesi ise büyük bir çelişki. ABD ve Avrupa, iç pazarını ele geçiren Çinli otomobillere yönelik ardı ardına gümrük tarifelerini yükseltti. ABD yönetimi, Çin’den ithal edilen elektrikli otomobillerdeki tarife oranını 4 kat artırarak yüzde 100’e yükseltti. Avrupa ise bu oranı ilk etapta yüzde 38,1’e yükseltti ve ilerleyen dönemde artırabileceğini duyurdu. Türkiye de yüzde 40’a yükselttiğini açıkladı. Bu kararlar sonrasında ABD’de Çin’den otomobil ithalatı neredeyse durma noktasına geldi. Çin ise bu kararlara karşı “açıkça korumacılık yapılıyor” eleştirisinde bulundu. Bir anlamda liberal batı gümrük duvarlarını örerken, komünist Çin ise küreselleşmeyi savunuyor. Çin yüksek gümrük duvarlarını geçmek için bu ülkelere yakın pazarlarda montaj fabrikası kurma hazırlığında. Ejderhayı bu şekilde durdurmak mümkün olabilecek mi bilinmez ama Batı, ejderhayı çok da kızdırmadan durdurmaya çalışıyor. Zira Batı’nın bu adımları Çin’in batı karşıtı başka ittifaklar kurmasına da neden olabilir. Örneğin Çin ile Rusya yakınlaşması gibi. Rusya-Ukrayna çatışması sonrasında Rusya ile Çin arasındaki ticaret hacmi yüzde 40 arttı. Rusya’nın en büyük ticaret partneri Çin oldu.
2000’li yıllarda Çin’in Rusya’ya ihracatı 5 milyar dolar bile değilken, bugün bu rakam 110 milyar dolara yükseldi. Yaptırımlar nedeniyle Rusya’nın ithalatında AB ve Avrupalı ülkelerin payı giderek azaldı. Çin’in elini güçlendiren başka bir unsur dış ticaret fazlası ve cari fazla veriyor olması. Bu da Çin’e finans piyasalarında daha rahat manevra alanı yaratıyor. Mal ticaretinin yanında her yıl 250 milyar dolar cari fazla veren Çin’in başını çektiği BRICS ülkeleri artık çok daha güçlü bir şekilde dolara karşı ortak para birimini ve ortak ödeme sistemini tartışıyor. ABD de bunun farkında ki, ABD Hazine Bakanı Yellen “Dolar dünyanın rezerv para biri olmaya devam edecek” açıklamasını yapmaya ihtiyaç duydu. Küresel ticarette yaşanan bu değişimi ve yaklaşan yeni dönemin ipuçlarını Z Raporu’nda “Küresel Ticarette Korumacılık Akımı” başlığıyla işledik.
Dünya gümrük duvarlarını yükselterek, üretimde yerliliğe yönelirken aynı eğilimin enerjide de yaşandığını gözlemliyoruz. Fosil yakıt rezervlerine sahip olmayan ülkelerin nükleere dönüşü de bize bunu kanıtlıyor. Nükleer enerjiyle ilgili dosyamızla da küresel enerji piyasasında yaşanan bu değişimi masaya yatırmaya çalıştık.
Dergimizi yayına hazırlarken Gazze’de yaşanan katliam maalesef 264 günü geride bırakmıştı. İsrail ordusu 7 Ekim’den bu yana Gazze Şeridi’ne 18 bin ton bomba attığı ve bunun İkinci Dünya Savaşı’nda Hiroşima’ya atılan bombanın bir buçuk katı gücünde olduğu belirtildi. Uluslararası kuruluşların gücünün ne derece yetersiz kaldığı bir süreçten geçerken, tüketiciler olarak boykot gücünü hafife almamamız gerekiyor. En kısa sürede kalıcı barışın sağlandığına dair haberleri paylaşmak dileğiyle…