Yuval Noah Harari, Homo Deus adlı popüler kitabının hemen başında ‘yarının kısa bir tarihi’ni yazmaya girişmeden önce, bugünümüze, daha doğrusu günümüzün geçmişten farklarına ilişkin temel bir tespit yaparak işe koyuluyor. Yazara göre insanoğlu, içinde bulunduğumuz 21. yüzyılın ve elbette üçüncü binyılın şafağında, uzun tarihi boyunca mücadele ettiği üç büyük belayı, yani kıtlık, salgın ve savaşları büyük ölçüde geride bırakmış durumda.
Etrafımıza üstünkörü bir gözle bakınca kıtlıklara da, salgınlara da, savaşlara da şahit oluyoruz kuşkusuz ancak yazarın iddiasına göre bunlar, genel insanlık tablosu göz önünde bulundurulduğunda esasen istisna mahiyetinde. Artık insanlar savanalarda ‘bugün yiyecek bir şeyler bulabilecek miyim?’ kaygısıyla dolanıp durmuyor. Yağış yılık miktarlarının biraz düşük olması veya zamansız bir dolu sebebiyle nedeniyle açlığa mahkum olmuyoruz. Aksine, günümüzde insanların çoğu öyle veya böyle günde üç öğün yemek yiyebilecek imkana sahip. Bugün karşı karşıya olduğumuz esas büyük meseleler ise obezite ve israf.
Evet, hepimiz her kış grip salgınlarından mustarip oluyoruz ancak ortaçağda tek başına Avrasya nüfusunun dörtte birini yok eden kara veba veya daha yakın zamanda, 1918’de 100 milyona yakın insanın canını alan İspanyol gribi gibi pandemik felaketleri, büyük ölçüde geride bıraktık. Artık insanlık hem önleyici tedbirler alarak hem de ortaya çıktığında güçlü bir şekilde mücadele ederek, salgınları def edebilecek bilimsel, ekonomik ve örgütsel kapasiteye sahip.
Nihayet savaşlar da istisnaileşiyor. Evet, hemen güneyimizde, Suriye’de büyük bir insanlık dramına yol açan bir iç savaş yaşanıyor, dünyanın başka birçok yerinde başka çatışmalar mevcut ancak bunlar geçmişin büyük savaşları ve şiddet dalgalarıyla mukayese edildiğinde küçük ölçekli kalıyor. Harari’nin de kitabında belirttiği üzere, kadim tarım toplumlarında ölümlerin yüzde 15’i savaş da dahil olmak üzere insanlar arası şiddetten kaynaklanırken, 20. yüzyılda bu oran yüzde 5’e, 21. yüzyılda ise yüzde 1’e gerilemiş durumda. Yazarın verdiği rakamlara göre, 2012 yılında tüm dünyada ölen toplam 56 milyon kişiden yalnızca 120 bini savaşlarda ölürken, 1,5 milyon kişi diyabetten öldü. Harari’nin isabetle tespit ettiği gibi, “Görünen o ki, artık şeker, baruttan çok daha tehlikeli.”
MÜCADELE BİTMEYECEK
Harari tümüyle haklı olsa, savaşlar hayatımızdan, insanoğlunun uzun hikayesinden büyük ölçüde çıkmış olsa bile bireyler, toplumlar ve devletler arasındaki mücadele bitecek gibi görünmüyor. Günümüzde büyük savaşların bir seçenek olmaktan yavaş yavaş çıkmasıyla, kan dökülmeyen ama yine de kıran kırana geçen başka savaşlara şahit oluyoruz.
Bunun en güncel örneklerinden biri ticaret savaşları. Donald Trump’ın Amerikan başkanı seçildikten sonra hayata geçirdiği, başta Çin olmak üzere ticari muhataplarına karşı gümrük duvarlarını yükseltme politikası, çoğu kez ‘ticaret savaşları’ mecazıyla ifade ediliyor. Çinli teknoloji devi Huawei’nin kurucusu Ren Zhengfei’nin kızı olan, aynı zamanda şirketin finans yöneticisi konumunda bulunan Meng Wanzhou’nun ABD’nin talebi üzerine Kanada’da tutuklanması, iki ülke arasındaki muhataralı çekişmede yeni ve tehlikeli bir aşamaya geçildiğine, mecazın artık gerçeğin yerini almaya başladığına işaret ediyor. Evet, ortada kan ve silah yok ama espiyonajdan rehine pazarlıklarına kadar başka her şey var.
Bu gerginliğin, geçmişte olduğu gibi, büyük sıcak çatışmalara evrilmesi zor, hatta imkansız. Çünkü gerginliğin tarafları, merkantilist dönemde veya Soğuk Savaş yıllarında olduğu gibi aynı gezegen üzerinde ama iki ayrı dünyada yaşıyor değiller. Çin ve Amerikan ekonomileri (ve aslında tüm dünya ekonomileri) tarihte daha önce eşi benzeri görülmemiş ölçüde iç içe geçmiş, birbirine göbekten bağlı ekonomiler. Biyolojik bir metafor kullanırsak aralarında neredeyse simbiyotik bir ilişki var. Birinin kaybettiği bir denklemde diğerinin uzun vadede kazançlı kalma ihtimali yok.
Böyle bir çağda tarafların silahla icra edilen gerçek bir savaşa tutuşmaları önce kendilerinin, beraberinde de insan medeniyetinin sonu anlamına gelebilir. Hiçbir devlet böyle bir maliyeti göze alamaz.
Yeni dünyanın bu yeni koşulları nedeniyle –ve de neyse ki- girişilemeyen gerçek savaşlar, başka alanlarda verilen savaşlarla ikame edilmeye çalışılıyor. Bu yapılırken de gerçek savaşların mümkün tüm unsurları, taklitleri üzerinden de olsa, mücadeleye dahil ediliyor. Rehine pazarlıkları da buna dahil. Huawei CFO’su Meng’in tutuklanmasını bu ‘ikame savaşın’ sembolik muharebelerinden biri olarak görmek gerekiyor.
Savaşların yerini sembolik savaşlar alıyor
